Anonim asked:
Şunları da beğenebilirsin
Offret
Adalet.
İlkokulda kokulu silgisi ve 24'lü pastel boya takımı olanlar vardı. Bir de önlüğü yırtık olanlar. Kırmızı çoraplı, çok havalı bir kız vardı mesela. Bütün sınıf o kızı seviyorduk. Evden ekmek arası peynir getirenlerimiz vardı. Çikolata yiyenler ve çikolatanın tadını bilmeyenler. Çöp kutusunun etrafında konuşanlar falan. Sonra bir arkadaşım vardı, epey fakirdi. Önlüğünün içine kazak giyiyordu, montu yoktu. Okuldan mont dağıttılar montu olmayanlara. Bot falan da verdiler. Bütün sınıfın önünde adları okundu, botları ve montlarını aldılar. Çocuktuk anlamıyorduk. Bu işte bir kötülük, bir çocuğun onurunun çiğnenmesi vardı. Evet, eğitimci olmalarına rağmen o günlerde bizim öğretmenlerimiz, bunu düşünememişti. İleride öğretmen olursanız siz düşünün mesela. Dünyada adalet yok demek kolay, adaleti belirleyenler biraz da biz değil miyiz? Adalet sendin.
Dönüp dolaşıp bulamadığımız şeydir belki de adalet.
böyle düşüncesiz eğitimcilerin ortasında neyse ki insanca hayatta kalabilmişiz; çünkü adalet, adil davranış, hak gibi kavramlar benim en en en hassasım.
aklıma bir olay geldi.
handan, özge, esra, damla, ceylin, yağmur, ben vs çoook iyi arkadaşlarız ve aynı sınıfta ilkokul beşinci sınıfı okuyoruz. hepimizin durumu orta halli. zaten o yıllarda zenginlik kavramı neye karşılık geliyordu onu bile bilmiyor bizim jenerasyon. ama yoksulluğu çok iyi biliyoruz.
sadece yağmur yoksuldu. annesi her gün yağmur ve iki erkek kardeşini okuldan alır, döve döve eve götürürdü. her gün dayağa bir bahane bulurdu. hastaydı kadın. çocuklar hem bakımsız hem perişandı. annelerinin her gün kendilerini bunca küçük düşürürken yaşadıkları travma, hayatlarının en az eziyetli kısmı olabilir.
yağmur’un beden eğitimi dersini geçtim normalde giyecek giysisi dahi yoktu.
teferruatını geçiyorum, bizim aklımıza bir fikir geldi. her gün okul çıkışı film kiralıyor, birimizde toplanıp vcd’den film izliyoruz. yağmurlarda toplanmıyoruz çünkü o evin durumu malum. dedik ki bir toplanışımızda herkes evinde ne kadar giymediği giysi varsa getirsin. bunları kura çekerek birimize verelim. kabul etmemeler olmasın, herkes kabullensin sonucu. bütün kağıtlara yağmur yazarak kurayı çektik ve yağmur hiçbir şey anlamadı çünkü çok küçüktük. rencide olmadı hiç, anlattığımdan daha iyi tezgahlamıştık çünkü. hatta öyle sevindi ki, bir halta yaradığımızı hissettiğim nadir zamanlardandı bu.
naturalizm akımı var ya hani, iklimine genellikle karşı gelemezsin. yağmur’a da sonuçta o oldu, akıntıya kapıldı ama olsun.
herkes çocukluğundaki kendi olabilse bu dünya ne yaşanılır bir yer olur! hatta bu dünyayı yaşanılır kılanlar içindeki çocuğun idealizmini masumiyetle korumayı başaranlar olabilir.
of. pedagoji en önemli şey!
Audrey Hepburn on location in the Belgian Congo for her film The Nun’s Story, 1958.
Anonim asked:
Rica ederiiim, ruhsal olarak daha müsait olduğun bir zamanda derin anlamlar çıkarabileceğin bir film aslında, tarkovski'nin diğer filmlerini de öneririm, ben izlemedim henüz ama bir şeyler katacaktır mutlaka🦋


En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin
Bedri Rahmi Eyüboğlu


